Umrumuzda Olsaydı...
Aynur AyazUmrumuzda olsaydı herhan herşey değişirdi gibi. Nasıl geçti ve ömrümüz bir yıl daha yaşlandı diye bakmazdık bile. Güle güle demeye fırsatımız bile olmadı belki. Koşturmaca ve telaş hatta robotlaşan simalar içinde. Tarihteki gibi sevmedi kimsede. Sevemezdi belkide. Ecüş bücüş suratlarla, yalandan sarılarak ve yanağa kondurulan bir buğse bile acısını yarın senden fena çıkaracaktı. Ya iç yakan bakışlar ve sonrası. İnancı öyle derinden sarstı ve meçhul bıraktı ki duyguları.
Biliyordu su akışına bırakılmalı ve nedeni dahi olsa çok sevilmemeliydi. İç kuralı ve yola çıkış tarihi hepsi birer birer yazıldı ve defterler açıldı.
Her sabah onun için dua etmeler ve yaradana emanet bırakmalar. En güzeli değil miydi? Bugün iç yakan güzel şarkılar dinledim.
Bir yalnızlığıma mı yenik düştüm ya da yalnızlığım mıydı aklımı başımdan alan?
O tanık olduğum gözler miydi?
Uzaksın ve sen uzakken yaklaştım sana.
Sen söylediklerinle yaklaştırsan da şarkı nameleri uzadı, içinde büründürdüğüm hislerim öyle sarmaladı ki bir alev, bir alev topuna büründü.
Etin kemiğe büründüğü gibi. Kimseler bilmemeliydi ve bilmeyecekti.Seni kendime anlattım yine kendim dinledim. Her seferinde de anlatırken sıkılmayacaktım.
Bir nevi yemin gibi işte.
Yırtıcı bir kuş olmayı ne kadar isterdim oysa. Ne kadar bir sokak dilencisi kıvamında istemek ve istemeyi adamına göre bilmek. Meşhurdu bizim oraların dilencisi bile.
Meşhurdu adına türkü yazılmış esmer dilberlerin çıkmazı. Kaçı aşkından dertlendirdi? Kaçı hayır demeyi becerebildi? Sessiz çığlıklarını gömdüğü sisli bulutların arasında söz yağmurlarına yol verdi gece. Ve bu gece istemediğim kadar özgürdüm. İlklerimi yaşamayı ve yaşatmayı sevdiğim kadar güvendim yeniden.
Yeniden kendime geldim ve sevmeyi her seferinden daha kuvvetli öğrendiğimi söyledim. Özlemiştim. Bugün ilkkez ayna karşısında konuşmadım üstelik.
Resmine uzaktan bakarak konuşmak bile, sana seni haykırmak bile. Güzelmiş. Sen sana ağlarsın, o sendeki bir başkasına...
Sen sen olmaktan çıkarsın o senin ruhunda kalır bir başkasıyla.
Kimin umrunda olmayı tercih ederdin? Benim mi yoksa seni sonsuz bir nurla kainat üzerine bırakan yaradanın mı?
Ben yaradana çıkan kapıda buldum oysa. İnançlarım depleştiği ve içimin her titrediği hıçkırıklara sarıldım. Ve sana sarılmış gibi yüzündeki masum tebessümü anlatamam.
Hayran da olunabiliyormuş. Mevla neylerse güzel eylermiş. Buda güzelmiş.
Ölüm korkutmadı ve sokaklara her attığımda adımımı içinde biraz sen gizlendin. Gölgem senin var oluşuna hasret kaldı. Dedimya sen bana uzak değildin.
Bu sefer bir diğerlerinden çok farklı. Derinlik kazanan bakışın içinde bir sır taşıyordu.
Nasıl bir tevekkül hali ve nasıl bir konumlandırma. Ne yaptığın, nerede olduğun, suyu nasıl yudumladığın, nasıl uyuduğun, nasıl güldüğün ve sevdiklerinin yanında nasıl varolduğun, kısaca senin kim olduğun hakkındaki düşüncelerim bile yoktu. Nasıl bir yokun içinde gizliydin. İçsel bir geçişti bizimkisi. İçsel bir istek.
Ardarda sıralandın ve okuyorsun beni sana yansıyan. Çok şaşkınım.
Hiç bu kadar derin itiraflarım olmamış, hiç bu kadar yalandan korkmamıştım. Her defasında yakalandığım sen ya gerçektin ya da hayale yansıyan gerçek gizemindi.
Ama neyse ve adına ne dediysen sorgu ve sual yok. Bu sefer derin bir güven, derin bir nefes alışı ve derin bir sukünetim var. İnancım tazelenmiş gibi.
Yeniden doğum, sonrasında acısı bile tatlı çekilen sancısı.
Yeniden arınmış ve arındırılmış gibi. Yeniden ilham perileri ile uyandırılmış gibi. Yaradana duyduğum aşkı kamçıladın. Sen nasıl teşekkürü hak etmezsin ki?
Sen nasıl sarılmazsın ki? En ufacık bir rahatsızlanmada yanımda olacak kadar düşünceli, sözcüklerinle yaraya merhem olacak kadar inançlı bir yüreği taşırsın.
Nasıl nazar ederek bakabilirim sana, nasıl sana itiraf etmem olanları ve nasıl seni teşekkürsüz bırakırım!
İyi ki geldin, hiç gitmeyecekmiş gibi. Gitme.Gitme de! Ya da giderken bir ıslık bir iz. Bir not olsun be.
Haber vermek acı olsa da ben bir köşecikte izlerim mutluluğunu. Zararım olmaz kendimden bir başkasına.
İçerlemem de üstelik, anlamazsın yorulduğumu. Yeter ki sen yorulma benim sevgi oyuncağımla.
Yeter ki ahlanma, üzüntüne sebep olacak bir duyguyla uyanma bir sonraki güne. Günün erken vakitleri bir şükür yetsin sana ve tüm sevdiklerine.
Sonra birgün bunları keşkesiz olarak demiştim diyebilseydim demeden.
Kısaca özetten ibaretti, senin için ne yapabilirim çok önemliydi...İstanbul'un en yakın komşuları ve samimi dostları iyi ki varsınız. İyi ki size anlattıklarım var, hepsi beni diri tutma sebebi. Şimdi ayağa kalktım, yol açık ve uzun. Dediğin gibi yani.
Yazarımızın diğer yazıları için lütfen tıklayın
Köşe Yazıları
Anketler
İstanbul tarihi ve yaşam kültürü ile farklı medeniyetlerin beşiği olmuş ve bu tarih hafızasındaki yerinde, değiş devamı

Rasim ACAR









