Garipçe Köyü
Hamide EravcıSarıyer'deki evimizden Rumeli Feneri'ne doğru giderken yaklaşık 11 km uzaklıkta isminin yazılı olduğu tabelayı görmemiz üzerine başladı Garipçe ile tanışıklığımız. Tabelanın gösterdiği yolu takip ederek ulaştığımız bu "cennet" şimdilerde İstanbul'da en sevdiğim yerleşim yeri.
İstanbul'un en güzel tarafıdır beklenmedik anlarda beklenmedik sürprizler sunması. Rastgele girdiğimiz bir yolu takip ederek vardığımız "cennet" mekan, beklentimizi yüksek tutup tavsiye üzerine gittiğimiz yerlerden kat kat fazla haz verdi bize. İstanbul'un bizi şaşırtmasına alışkındık. Üzerinden geçtiğimiz, yeşilliklerle çevrili dar yolun sonuna geldiğimizde yanılmadığımızı anladık.
Boğaz'ın Karadeniz'le kucaklaştığı yer Garipçe. Bu kucaklaşmaya hakim manzarası daha köye inerken karşılıyor gelenleri. Antik çağda sahildeki kayalıklara yuva yapan akbabalardan ötürü "Akbabalar Şehri" anlamına gelen Gyropolis denildiği , Garipçe isminin de buradan geldiği söyleniyor.
Gireceğiniz yolun sonu denize çıkıyor. Doğal, insanları sakinliğiyle dinlendiren ortamı, huzur veren manzarası, yaz kış taze balık yiyebileceğiniz lokantaları, hoş sohbetiyle kahvaltınızdan daha fazla tat almanızı sağlayan mekan sahipleri ve çalışanları, birbirine karışan deniz ve çam kokusu ve plajıyla tüm haftanın stresinden arınabileceğiniz Garipçe; Sarıyer'deki sekiz köyden bir tanesi. Sağınızda göreceğiniz tepeliğe kurulu evler, Marmara ile Karadeniz'in buluştuğu manzaraya bakıyor. Tepelikten ilerleyince balık tutabileceğiniz yerler mevcut. Şanslıysanız ağlarını atıp toplayan balıkçı teknelerini lokantada oturduğunuz yerden izleyebilirsiniz. Garipçe' de en güzeli ise sandallarla denize açılan çocukların mutluluğunu izlemek.
Lokanta müşterilerini rica üzerine gezdiren küçük erkek çocuğunun sandal gezintisi bitip kıyıya geldiklerinde para uzatan müşteriye kibar bir dille "Asla alamam" dediği, lokanta sahibinin Garipçe'yi görmek için gelip 5 dakika soluklananlardan çay ücretlerini almadığı, içtenliğin ve misafirperverliğin doruğa ulaştığı köyde kendisine her alternatifi sunan İstanbul'u daha da bir seviyor insan.
Garipçe'ye ilk gittiğimde 3. Köprü söylentileri henüz yoktu. Oradan ayrılırken "Hep böyle kalsın." dedim içimden. "Bozulmasın, hep böyle kalsın. " Küreselleşmenin ve kentleşmenin beraberinde getirdiği homojenleşmeden uzak karakterini korusun istedim. Yerel özelliklerini kaybetmeden ve modern teknolojiyi de reddetmeden kasabaları kendine has özelliklerini ön plana çıkararak geliştirmeye yönelik Cittaslow Hareketi'nin bir temsilcisi de Garipçe olsun isterdim, tıpkı Seferihisar gibi. Gönül ister ki Garipçe hep aynı kalsın. Hep doğal, hep samimi, hep huzurlu, hep farklı...
Yazarımızın diğer yazıları için lütfen tıklayın
Köşe Yazıları
Anketler
İstanbul tarihi ve yaşam kültürü ile farklı medeniyetlerin beşiği olmuş ve bu tarih hafızasındaki yerinde, değiş devamı

Rasim ACAR









