Korhan Gümüş

Taksim Projesi

Korhan Gümüş

Söylentilere göre Başbakan’ın Taksim Projesi’nin temelleri Cuma günü atılıyormuş. Bu amaçla Gümüşsuyu’nda esnafa duyuru yapılmış. Yol temel atma töreni nedeniyle trafiğe kapatılacakmış.
Ancak henüz ortada Koruma Kurulu’ndan onaylanmış bir proje yok. Ancak ortada bir siyasal irade var.

Zaten Türkiye’de iktidarlar ne zaman Koruma Kurulu kararlarını dikkate aldılar? Örneğin Sütlüce Mezbahası karar olmadan yıkıldı. Araç Tüneli ihalesi karar olmadan yapıldı.
İktidarlar kendilerini halkın temsilcisi olarak gördükleri için hukukun da kendilerine yol açmaktan başka bir işlevinin olmayacağına inanıyorlar.

Başbakan’ın Taksim Projesi diye tanıtılan ve Taksim Meydanı’na uzanan caddeleri birer dalış tüneli haline getirmeyi amaçlayan projenin hikayesi Bedrettin Dalan zamanına uzanıyor.

İlk projeyi İTÜ hocaları hazırlamıştı. O zaman, ilk akla gelen fikir meydanı yayalaştırmak olduğu için, Gümüşsuyu, Cumhuriyet, Mete ve Sıraselviler caddelerini yerin altına almayı akıl etmişlerdi.

Sonunda yayalaştırılan alandan daha fazlasını Eminönü Meydanı’nda olduğu gibi istinat duvarları ile yaran, yok eden bir proje. Bu projenin kentin merkezinde bir otoyol kavşağı yaratma ve kentin en güzel caddelerini yok etme amacı kolayca tahmin edilebileceği gibi tartışılması gereken bir konu. Bu projenin daha sonra Nurettin Sözen’in ve belediye başkanlığı döneminde Tayyip Erdoğan’ın önüne konması ise süreklilik gösteren bir teknokratlar grubunun bulunduğunu gösteriyor.

Ancak Başbakan’ın Taksim Projesi’nin bu dalış tünellerinin ötesinde çok farklı bir anlamı var. Eğer politikanın psikodinamiklerini kavrayamaz isek, tıpkı başka projelerde olduğu gibi, mimarlar, sanatçılar, vs olarak yapılanların hatalı olduğunu söylemekten başka bir şey elden gelmez.

Başbakan’ın eski Taksim Projesi’nde trafiğin yer altına alınması yanında, bugün yapılması amaçlanan eski Topçu Kışlası’nın bulunduğu yerde bir cami yapılması yer alıyordu. Meydanı Taksim Camisi’nin çıkışında sanki bir Ortaçağ kilisesinde olduğu gibi onunla bağlantılı bir kamusal alan haline getirme fikri, 28 Şubat sürecine giden gerilimin içinde de belirleyici oldu ve bu proje yapılamadı. Proje demokratik yollarla değil, demokratik olmayan yollarla engellendiği ve doğru dürüst tartışılamadığı için de Başbakan’ın içinde bir yara gibi acı veren bir konu oldu. Bu yüzden aklı fikri Taksim’e takılı kaldı. Nitekim Kadir Topbaş seçildiğinde ondan istediği ilk proje Taksim Projesi oldu. Ancak henüz şartlar olgunlaşmamıştı, hukuk süreci, İstanbul’un Kültür Başkenti programında AKM binasının yeralması, bunun tartışılması v.s. derken süreç uzadı. Uzun zahmetler sonucu, adeta bir mucize sayılabilecek şekilde geliştirilen AKM yenileme projesi Başbakan’ın Taksim Projesi önünde bir tıkaç gibi durdu.

Ne zamanki Sanatçı İşverenleri Sendikası ve Mimarlar Odası İstanbul Şubesi büyük emeklerle oluşturulan AKM projesini mahkeme kararıyla durdurdular, o zaman Başbakan da rahatlamış oldu. Rahatlamak bir tarafa, kendisinin haklı olduğunu, bu STK denen güçlerin zaten 28 Şubat sürecinde de Ordu’ya destek verdiğini, her zaman darbeci olduklarını, bunları dinlemenin gerekmediğini, bu kesimlerin zaten seçilmişlerin meşruiyetini tanımayan çevreler olduğunu düşünmeye başladı.

Çünkü bir grup gönüllü tam da sorunu dönüştürmek için toplantılar yapmış, girişim grubu oluşturmuş ve Kültür Başkenti adaylığı sürecini hazırlayarak bu tür projelere karşı farklı bir gelişme modelinin olabileceğini göstermeye çalışmıştı. Neler yoktu ki bu projelere arasında? Yalnızca AKM değil, Hasanpaşa Gaz Fabrikası’nın kültür merkezi olması vardı, insanları yerinden etmeyen Sulukule Projesi vardı, Karasurları’nın restorasyonu için çok farklı bir çalışma vardı, Yenikapı vardı, v.s.. Statükonun devreye girmesi ile birlikte bütün bu çalışmalar sekteye uğradı. Binbir emekle filizlendirilen çalışmalar bir kenara itildi ve İstanbul tekrar tepeden inmeci projelere mahkum edildi. Bu konuda Başbakan’a başka yöntemler önermeye, onu tekrar ikna etmeye çalışanlar şu cevabı aldılar: “İstemiyorlarsa, zorla yapacak değiliz.”

Sonuçta bu gelişmelerden, olan bitenden bir ders çıkarmanın vakti çoktan geldi. Taksim Projesi iki nasyonalist Cumhuriyet kavramının karşılaşma alanı. Bunlardan birincisi Birinci Milli olarak adlandırılan Yeni Osmanlıcı ulusdevlet ideali, ütopyası. Bu yüzden 31 Mart Vakası’nda Selanik’ten gelen karma askeri kuvvetler tarafından topa tutulan ve ele geçirilen ve II: Abdülhamit’in tahtını terk etmesine yol açan Topçu Kışlası’nı kendi ideali doğrultusunda yeniden inşa etmek istiyor. İkincisi ise modernist, AKM’yi Cumhuriyet’in bir simge mekanı olarak gören ve ona yapılacak her türlü müdahaleyi yıkım olarak algılayan zihniyet.
Birincisi bu nedenle AKM’yi yıkıp Taksim’e içinde camisiyle kışlayı inşa etmek istiyor. Öbürü de Taksim’i ve AKM’yi Cumhuriyet’in bir kutsal mekanı olarak görüyor. Olan ise bize oluyor, İstanbul’a oluyor. Çünkü bu iki Cumhuriyet projesinin de kamusal alanı demokratikleştirmek gibi bir niyeti yok. Birbirleriyle çatışıyor gibi gözükseler de aslında kendi seçkinlerine ayrıcalıklı bir kamu alanı yaratmak, kamusal projeleri katılıma kapatmak konusunda anlaşmış durumdalar. Kısacası iktidarıyla, muhalefetiyle bu konuda birbirleriyle çok iyi uzlaşıyorlar. Hatta diyebilirim ki birbirlerinden besleniyorlar!

Taksim Meydanı ve çevresi, Cumhuriyet yönetiminin evet, en önemli kamusal mekanı. Yalnızca fiziki koşulları ile değil, bagajında taşıdığı siyasal yükle birlikte.
Bu kamusal mekan rekreasyon, kültür amaçlı yapılarla donatılmış bir belge niteliğinde.
Örneğin Atatürk'ün daveti ile İstanbul'a gelen Mimar Henri Prost'un gerçekleştirdiği plan çerçevesinde
inşa edilen yürüyüş alanları, çok amaçlı salonlar, tiyatrolar, opera, fuar alanları, stadyum, v.s. bu programın önemli parçaları.
Bu toplantıda kent için bir otoyol düzenlemesi önerisi olan dalış tünelli kavşak çözümü, yıkılmış olan Topçu Kışlası'nın yeniden inşası gibi fikirlerle,
daha çoğulcu, daha yaratıcı bir mimari müdahalenin koşullarının tartışılması gerekiyor.

Bu yüzden hep söylüyorum aslında biz Taksim’i tartışırken nasıl bir Cumhuriyet düşlediğimizi tartışıyoruz. Yada bugün görüldüğü gibi, tartışamıyoruz!
 

 


Yazarımızın diğer yazıları için lütfen tıklayın

XING ağınızla paylaşın

Anketler

Devlet bankalarının ve Merkez Bankası'nın İstanbul'a taşınmaları konusunda ne düşünüyorsunuz?

Evet, taşınmalı
Hayır, taşınmamalı
Çok önemli görmüyorum

Sonuçlara bak
Diğer Anketler

İstanbul tarihi ve yaşam kültürü ile farklı medeniyetlerin beşiği olmuş ve bu tarih hafızasındaki yerinde, değiş devamı